Özcan’ın bestecilik yaklaşımının merkezinde insan sesi, dramatik anlatı ve metnin müzikal potansiyeli yer alır. Müzik eğitimine ve profesyonel kariyerine şan sanatçısı olarak başlaması, vokal müziğe yönelmesinde belirleyici olmuş; opera kurumlarında koro ve orkestra şefi olarak sürdürdüğü çalışmalar ise müziği eş zamanlı olarak şancının, çalgıcının ve şefin perspektifinden değerlendirebildiği çok katmanlı bir kompozisyon anlayışı geliştirmesini sağlamıştır. Farklı müzik dönemleri ve stilleriyle kurduğu yakınlık, orkestrasyonunda geniş bir tını ve renk paletine yansırken; geleneksel ve yerel malzemeyi doğrudan alıntılamak yerine onun modal, ritmik ve tınısal özelliklerini çağdaş senfonik yapı içerisinde yeniden örgütlemeyi tercih eder. Özellikle vokal-sahne eserlerinde leitmotiv, ostinato, karaktere özgü tematik yapılar ve orkestral renk, dramatik anlatının taşıyıcı unsurları olarak kullanılır.
Vokal müzikte tonal ve ritmik prozodiyi temel bir kompozisyon ilkesi olarak ele alan Özcan, eserlerini ağırlıklı olarak ana dilinde üretmekte ve Türkçenin doğru prozodik yaklaşımla bestelendiğinde müziksel anlatım açısından güçlü olanaklar sunduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşım, besteciliğinde Türk kültürel belleğiyle bağ kuran ulusal bir çizginin oluşmasına da zemin hazırlar. Melodik malzemeyi yalnızca dışarıdan geliştirilen yeni tema arayışları üzerinden kurmak yerine, sözün ve şiirin kendi doğal ahengini açığa çıkarmayı temel prensiplerinden biri olarak benimser.



